“`html
Kuzey ve Doğu Suriye’deki (Rojava) Heyet-i Tahrir’uş Şam (HTŞ) saldırılarına karşı tepki göstermek amacıyla Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Demokratik Kurumlar Platformu üyesi bireyler, bugün İstanbul’un Aksaray Meydanı’ında bir araya geldi.
Toplanan grup, “Rojava’ya sahip çık, saldırılara son de” ifadesiyle Saraçhane’ye doğru yürümek istedi.
Fakat, meydanın farklı noktalarına yerleştirilen çok sayıda çevik kuvvet, TOMA ve gözaltı araçları protestocuların yolunu kapatınca eylem kesintiye uğradı.

“Rojava’da direnen kadınlara selam olsun”
Saat 15:00’te polis, organizasyonun “izinsiz” olduğunu belirtip kalabalığın ilerlemesini engelleyerek ablukaya aldı.
Bu sırada, aralarında siyasi parti temsilcilerinin de bulunduğu bir grup eylemci, “oturma eylemi” başlattı. Abluka altındaki katılımcılardan bir kısmı gözaltına alındı.
Eylemcilerden bazıları, “Filistin için yürümemize izin verenler, Rojava için yürümemize neden izin vermiyor?” diyerek polise karşı duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Ablukadan çıkmalarına müsaade edilmeyen kadınlar, el ele tutuşarak, “Jin jiyan azadî” ve “Rojava’da direnen kadınlara selam” sloganlarıyla meydan içinde halka oluşturdu ve yürüdü.
Uzun süren görüşmelerin ardından polis, gruptakilerin sırayla ablukadan çıkmasına izin verdi.
? Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara karşı Aksaray Meydanı’nda eylem
? Polisin ablukaya aldığı kitle, burada oturma eylemine başladı.
? @kepenekevrimm pic.twitter.com/ySSIuC41gV
— bianet (@bianet_org) January 24, 2026
DEM Parti’den Önemli Açıklama
Polisin müdahale ettiği protesto hakkında DEM Parti İstanbul İl Örgütü şu ifadeleri kullandı:
Rojava, vicdan, direniş ve özgürlüktür; asla teslim alınamaz. Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê bölgelerine HTŞ çeteleri tarafından düzenlenen acımasız saldırılar sonucunda, çocuk ve kadınlar dahil birçok sivil hayatını kaybetmiştir. Yerleşim yerleri sistematik şekilde hedef alınırken, sivillerin yaşam hakları bile isteye ihlal edilmiş ve Kürt mahalleleri savaş alanına dönüştürülmüştür. Tüm bunlar, insanlığın gözleri önünde, en vahşi ve onur kırıcı saldırıların yaşandığı bir dönemde gerçekleşmiştir.
Saldırıların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuyla entegrasyonunun ve siyasi çözümler üzerine yürütülen müzakerelerin tartışıldığı bir zamanda meydana gelmesi dikkat çekicidir. Bu durum, çözüm arayışlarını sabote etmeye yönelik tehditleri güçlendirdiğini göstermektedir. Kürtleri hedef alan bu saldırılar, sadece bugünü değil, Suriye’nin geleceği için olası siyasi çabaları da olumsuz etkileyebilir.
Bu saldırıların, Türkiye’deki Barış ve Demokratik Toplum süreçleri üzerinde de olumsuz tesir oluşturması kaçınılmazdır. Rojava’ya karşı sergilenen bu düşmanca tavır, SDG’nin entegrasyon ve çözüm çabalarını zayıflatmayı hedeflemektedir. Çözüm karşıtı unsurlar, çatışmayı derinleştirerek halklar arasındaki barışçıl geleceği tehlikeye atmaya çalışmaktadır.
Özellikle altını çizmek gerekir ki; Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê üzerindeki saldırılar, geçmişte Süveyda’daki Dürzilere ve Alevi yerleşimlerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların bir devamı niteliğindedir. Bu saldırılar, Suriye’nin çok kimlikli toplumsal yapısını hedef alan, halkları birbirine düşmanlaştırmayı amaçlayan karanlık bir stratejinin ürünüdür. IŞİD gibi çetelere karşı tarihi bir direniş sergileyen Kürt halkı ve Suriye Demokratik Güçleri, Ortadoğu’da barış, demokrasi ve özgürlüğün teminatıdır. Herkesin kabul ettiği bu gerçek, HTŞ çetelerine güvenen ve çıkarlarını bu çeteler üzerinden korumaya çalışan yerel ve bölgesel güçler tarafından göz ardı edilmeye çalışılmaktadır.
Türkiye’nin HTŞ ve lideriyle kurduğu ilişkinin, mevcut saldırılarda etkisinin olduğu aşikardır. Bu ilişki, Suriye ve halkları için hiçbir umut taşımadığı gibi, Türkiye topraklarına da zarar vermektedir. Günlük siyasi çıkarlar adına, bir yıllık “barış içinde bir arada yaşama” umudunu yok saymak, dar görüşlü bir politikanın sonucudur. Halkların güvenini kazanmış olan Suriye Demokratik Güçleri’nin diyalog ve diplomasi girişimlerinin engellenmesi, savaş ve tekçilikten başka bir şey değildir. Aksine, sorun, eskinin işlemediği ve değişim ile yenilenmenin zorunlu olduğu gerçeğidir. Özgürlük, eşitlik ve demokrasi, bu değişimin adıdır.
Rojava’ya sahip çıkmak, insanlığın geleceğine sahip çıkmaktır.
Kürt halkı, bu saldırılara karşı savunmasız ve yalnız değildir. Kobanê direnişinin oluştuğu tarihsel irade ile, Rojava’nın kazanımlarını ve Suriye halklarının haklarını korumaya kararlıyız. Özerk Yönetim ve halkların ortak yaşam iradesinin yanındayız. Kürt halkı, bu tür saldırılara karşı örgütlü bir biçimde, ulusal ve demokratik birlik ruhuyla hareket ederek, meşru direniş hakkını kullanacaktır. Hiçbir güç, halkımızı teslim alamamıştır ve alamayacaktır.
Uluslararası güçleri, Birleşmiş Milletleri ve tüm ilgili aktörleri artık eyleme geçmeye davet ediyoruz. Sivillerin korunması için acilen sorumluluk almalı, saldırılara son verilmelidir. Saldırgan güçler ise açık bir şekilde teşhir edilmelidir. Sessizlik, bu suça ortak olmaktır.
Buradan dünya kamuoyuna, Kürt halkının dostlarına ve demokrasi güçlerine çağrımız: Kürt halkını yalnız bırakmayın. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’deki bu alçakça saldırıların tekrarlanmasına izin vermeyin. Çünkü kaybeden insanlık olacaktır ve yarın çok daha büyük yıkımların kapısı açılacaktır.
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı
Anayasa’nın “Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı” başlıklı 34. maddesi gereğince, “Herkes, önceden izin almaksızın silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”
Bu bağlamda, toplantı ve gösteri yürüyüşü için resmi makamlardan izin almak zorunlu değildir.
(EMK/TY)
“`