Sanayide alarm zilleri: Üretim var, kazanç yok

Haber gorseli

İSO İkinci 500 araştırmasının 2025 sonuçlarını değerlendiren Ekonomist Şevket Sayılgan, sanayi şirketlerinin satışlarını artırmasına rağmen üretimde reel büyümenin neredeyse durma noktasına geldiğini ifade etti. Finansman giderlerinin kârlılığı erittiğini belirten Sayılgan, Türkiye sanayisinin en büyük sorununun artık üretmek değil, ürettiği değeri şirket bünyesinde tutabilmek olduğunu söyledi.

Sayılgan’ın Dünya.com’da yazdığı yazı şu şekilde:

“Türkiye sanayisinin orta öl­çekli omurgasını oluşturan İSO İkinci 500 şirketlerinin 2025 so­nuçları, ekonomideki en kritik çelişkilerden birini ortaya koy­du: Fabrikalar çalışıyor, üretim devam ediyor, satışlar artıyor; ancak sanayicinin kasasında ye­terli para kalmıyor.

Üretimden satışlar nominal olarak yüzde 25,7 artarak 1,75 trilyon liraya ulaştı. Kâğıt üzerin­de bakıldığında güçlü bir büyüme görüntüsü var. Fakat Yİ-ÜFE et­kisi çıkarıldığında reel büyüme yalnızca yüzde 0,2’de kalıyor.

Yani sanayi büyümedi; yalnız­ca sattığı ürünlerin fiyatı yüksel­di.

Bu tablo, üç yıllık reel daralma­nın sona ermesi açısından sınırlı bir iyileşmeye işaret etse de güç­lü bir toparlanmadan söz etmek mümkün değil. Şirketler büyü­mekten çok ayakta kalmaya çalı­şıyor.

Ciro şişti, üretim büyümedi

Nominal ciro artışı, şirketlerin performansını değerlendirirken artık tek başına anlamlı bir ölçü değil. Çünkü yüksek enflasyon ortamında satışların TL bazında artması, daha fazla ürün satıldı­ğı veya daha yüksek katma değer yaratıldığı anlamına gelmiyor.

Reel satış büyümesinin binde 2’de kalması;

-üretim hacminin artmadığı­nı,

-yeni pazar kazanımının sı­nırlı olduğunu,

-kapasite kullanımının belir­gin biçimde yükselmediğini,

-sabit maliyetlerin daha geniş bir satış hacmine yayılamadığını gösteriyor.

Sanayi şirketleri açısından asıl risk, iç ve dış talepte yeni bir za­yıflama yaşanması halinde bu ya­tay görünümün hızla reel küçül­meye dönüşebilmesidir.

Kazanılan her 100 liranın 87 lirası finansmana gitti
İSO İkinci 500’ün en çarpıcı göstergesi finansman giderleri­dir.

Şirketlerin faaliyet kârı yak­laşık 160 milyar liraya yükselir­ken finansman giderleri 138 mil­yar liraya ulaştı. Böylece sanayi­ci, üretimden kazandığı her 100 liranın yaklaşık 87 lirasını faiz ve diğer finansman maliyetlerine aktarmak zorunda kaldı.

Bu, yalnızca yüksek faiz soru­nu değildir. Aynı zamanda yanlış borçlanma, zayıf nakit yönetimi, kısa vadeli kredi bağımlılığı ve iş­letme sermayesi verimsizliği so­runudur.

Faaliyet kâr marjı yüzde 7,7 se­viyesinde kalırken vergi öncesi kâr marjının yüzde 2,2’ye kadar gerilemesi, sanayicinin operas­yonel kazancının bilanço altında eridiğini gösteriyor.

On yıllık ortalama vergi önce­si kâr marjının yüzde 6,6 olduğu düşünülürse, şirketlerin kazanç kapasitesi tarihsel ortalamasının yaklaşık üçte birine inmiş du­rumda.

Şirketler üretimden değil, borçtan zarar ediyor

İSO İkinci 500 içinde 155 şir­ketin vergi öncesi zarar açıkla­ması dikkat çekicidir. Bu, her üç şirketten yaklaşık birinin yılı za­rarla kapattığı anlamına geliyor.

Ancak daha önemli olan ayrıntı şudur: FAVÖK seviyesinde zarar eden şirket sayısı yalnızca 27’dir.

Başka bir ifadeyle çok sayıda şirketin ana faaliyet modeli hâlâ çalışıyor. Şirketler üretimden ve satıştan para kazanıyor; fakat bu kazanç finansman giderleri, kur zararları, amortisman ve faaliyet dışı yükler nedeniyle kayboluyor.

Türkiye sanayisinin sorunu artık yalnızca üretim yapamamak de­ğildir. Asıl sorun, üreti­len değerin şirket bün­yesinde tutulamaması­dır.

Borç özkaynaktan dört kat hızlı büyüdü

Toplam borçlar yüzde 50,2 ar­tarken özkaynaklardaki artış yüzde 13,3’te kaldı. Borçların ak­tifler içindeki payı yüzde 51,8’e yükseldi.

Bu gelişme, şirketlerin büyü­melerini özkaynak yerine gide­rek daha fazla borçla finanse etti­ğini gösteriyor.

Sorun sadece borcun artması da değil. Borcun yarısından faz­lasının kısa vadeli olması, sana­yi şirketlerini banka limitlerine, faiz değişikliklerine, teminat ko­şullarına ve kredi yenileme riski­ne bağımlı hale getiriyor.

Uzun vadeli yatırımların kısa vadeli kredilerle finanse edilme­si ise ciddi bir vade uyumsuzlu­ğu yaratıyor. Şirketin makinesi 10 yılda kendini amorti ederken kullanılan kredinin bir yılda ge­ri ödenmesi isteniyorsa, bilanço üzerinde kalıcı bir likidite baskı­sı oluşuyor.

İhracatta geriledik, kur zararı dört kat arttı

Türkiye sanayi ihracatı yüz­de 4,5 artarken İSO İkinci 500 şirketlerinin ihracatı yüzde 0,3 azaldı. Şirketlerin toplam sanayi ihracatı içindeki payı yüzde 6’ya geriledi.

Bu ayrışma, orta ölçekli sanayi şirketlerinin dış pazarlardaki re­kabet gücünde aşınma yaşadığını gösteriyor.

Döviz bazında artan işçilik ve enerji maliyetleri, kur artışının maliyet artışlarının gerisinde kalması, Avrupa’daki zayıf talep, Asya kaynaklı fiyat rekabeti ve marka gücünün sınırlı olması ih­racatı baskılıyor.

Üstelik ihracatın gerilemesi şirketlerin doğal kur koruması­nı da zayıflatıyor. Net kambiyo zararının bir yılda dört kat arta­rak 26 milyar liraya çıkması, dö­viz geliri ile döviz yükümlülükle­ri arasında ciddi uyumsuzluk bu­lunduğunu ortaya koyuyor.

Ciro var, kasa boş

Dönen varlıkların satışlardan daha hızlı büyümesi, şirketlerin stok ve alacaklarında bir şişme olabileceğine işaret ediyor.

Bir şirket satış yapabilir, kâr yazabilir; fakat tahsilat yapamı­yorsa finansman ihtiyacı büyür. Stoklar depoda bekliyor, müşte­riler geç ödüyor ve tedarikçiler kısa vade istiyorsa oluşan nakit açığı banka kredileriyle kapatılır.

Böylece ciro arttıkça finans­man gideri de artar.

Yaklaşık 22 milyar liraya ula­şan devreden KDV de şirketle­rin nakdini sistem içinde kilitli­yor. Yüksek faiz ortamında bu tu­tarın şirket kasasında değil vergi sisteminde beklemesi, sanayici­ye doğrudan finansman maliyeti yaratıyor.

Ar-Ge’den kısarak rekabet kazanılmaz

AR-GE harcamalarının satış­lara oranı yüzde 0,62’den yüzde 0,57’ye geriledi. AR-GE yapan şirket sayısı da 238’den 229’a düştü.

Likidite sıkışıklığı yaşayan şir­ketlerin ilk olarak AR-GE, eğitim ve yatırım bütçelerini azaltması anlaşılabilir; ancak stratejik açı­dan yanlıştır.

AR-GE’den vazgeçen bir sana­yi yapısı düşük fiyat, düşük üc­ret ve düşük kur üzerinden reka­bet etmek zorunda kalır. Bu mo­delin Türkiye için sürdürülebilir olmadığı tekstil başta olmak üze­re emek yoğun sektörlerde açıkça görülüyor.

Yüksek teknoloji sektörleri­nin katma değer içindeki payının yüzde 4,9’a yükselmesi olumlu olmakla birlikte, sanayinin dönü­şümü açısından hâlâ yetersizdir.

Çözüm: Ciroyu değil, nakdi yönetmek

İSO İkinci 500 şirketlerinin 2026 yılı hedefi daha fazla ciro yapmak değil, daha kaliteli gelir ve daha güçlü nakit üretmek ol­malıdır.

Şirketler başarıyı;

-serbest nakit akışı,

-net borç/FAVÖK oranı,

-faiz karşılama gücü,

-tahsilat süresi,

-stok gün sayısı,

-müşteri ve ürün katkı marjı,

-özkaynak kârlılığı üzerinden ölçmelidir.

Satış ekiplerinin primleri yal­nızca ciroya değil, tahsilata ve kârlılığa bağlanmalıdır. Çok satış yapan değil, şirkete nakit ve kâr bırakan satış ekibi ödüllendiril­melidir.

Her şirket 13 haftalık nakit akış tablosu hazırlamalı; kredi vadeleri, faiz oranları, teminatlar ve yenileme tarihleri tek merkez­den izlenmelidir.

Finansman giderlerinin faali­yet kârına oranı önce yüzde 65’in, orta vadede yüzde 50’nin altına indirilmelidir. Kısa vadeli kredi­ler uzun vadeye dönüştürülmeli, pahalı borçlar kapatılmalı, ihra­cat kredileri ve sermaye piyasa­sı araçları daha fazla kullanılma­lıdır.

Stoklar azalmadan, tahsilat hızlanmadan faiz yükü düşmez
İşletme sermayesi yönetimi şirketlerin en büyük finansman kaynağı haline getirilmelidir.

Gecikmiş alacaklar günlük ta­kip edilmeli, yavaş hareket eden stoklar nakde çevrilmeli, riskli müşterilerde teminat artırılma­lı ve zarar üreten ürünlerden çı­kılmalıdır.

Kur riski satış veya satın alma birimlerine bırakılamaz. Merke­zi hazine sistemi kurulmalı, açık pozisyon limitleri belirlenme­li ve gerektiğinde forward, opsi­yon ve swap araçları kullanılma­lıdır.

Yönetim kurulları satışların yüzde 10 düştüğü, tahsilat süre­sinin 30 gün uzadığı ve faizlerin 5 puan yükseldiği stres senaryo­larını aylık olarak test etmelidir.

Fabrikalar çalışıyor, bilançolar yoruluyor

İSO İkinci 500 şirketlerinin 2025 sonuçları bir çöküş tablo­su değildir. Ancak sürdürülebilir büyüme tablosu da değildir.

Şirketler üretim kabiliyetleri­ni koruyor; fakat borç, faiz, kur ve işletme sermayesi baskısı al­tında finansal değer kaybediyor.

Türkiye sanayisinin bundan sonraki başarısı daha fazla üret­mekten çok, üretilen değeri şir­kette tutabilmesine bağlı ola­caktır.

ON SÖZLER

“Bir saniye öncesinin bin yıl sonrasından daha uzak olduğu­nu anla” Majhul

“İyi sandığınız insanların ço­ğu, eline fırsat geçmemiş kütü­lerdir” Machiavelli”

yok

Author: Serkan Demir